8 Haziran 2026 Pazartesi

Nazım Hikmet’in Şiiri “Davet’ Hayat Buldu-Yılmaz Parlar

  Nazım Hikmet’in Şiiri “Davet’ Hayat Buldu

Türkçenin Evrensel Şairi Nazım Hikmet, Mersin'de Müzikle Yeniden Hayat Buldu

Dünya Edebiyatının Zirvesindeki Bir İsim, Nazım Hikmet

Türk şiirinin evrensel sesi, çağdaş edebiyatın öncülerinden Nazım Hikmet Ran, yalnızca Türkiye'nin değil dünya edebiyatının da en büyük şairleri arasında gösteriliyor.

Eserleri onlarca dile çevrilen, şiirleri dünyanın dört bir yanında okunan büyük usta; Türkçeyi en etkili, en estetik ve en güçlü kullanan edebiyatçılardan biri olarak kabul ediliyor.

Onun dizeleri, aradan geçen yıllara rağmen insanlığa, özgürlüğe, kardeşliğe ve umuda ışık tutmaya devam ediyor.

Çok Yönlü Sanatçı Boğaç Yüzgül'den Nazım Hikmet'e Saygı Duruşu

Nazım Hikmet'in yakın akrabası olan ve çağdaş Türk şiirinin dikkat çeken temsilcileri arasında gösterilen Boğaç Yüzgül, bu kez şair kimliğinin yanı sıra besteci ve yorumcu yönüyle sanatseverlerin karşısına çıktı.

Yıllarca gazetecilik alanında önemli başarılara imza atan, kültür-sanat dünyasının yakından tanıdığı isimlerden biri olan Yüzgül; şiirden müziğe, sahne sanatlarından edebiyata kadar uzanan çok yönlü sanat anlayışıyla dikkat çekiyor.

Opera eğitimi almış olması sayesinde klasik müzikten halk müziğine, rock'tan caz ve pop müziğe kadar geniş bir yelpazede yorum yapabilen sanatçı, farklı disiplinleri bir araya getiren üretimleriyle öne çıkıyor.

Sanat çevreleri tarafından "şiiri müziğe dönüştüren güçlü yorumculardan biri" olarak değerlendirilen Boğaç Yüzgül, Nazım Hikmet'in ölümsüz eserlerinden "Davet" şiirini besteleyerek anlamlı bir projeye imza attı.

"Davet" Şiiri İlk Kez Mersin'de Şarkı Olarak Seslendirildi

Sözleri Nazım Hikmet'e ait olan "Davet" şiiri, Boğaç Yüzgül tarafından bestelenirken, müzikal düzenleme ise eşi Sinem Elgün Yüzgül tarafından gerçekleştirildi.

Eseri seslendiren isimler de yine Sinem & Boğaç Yüzgül çifti oldu. Şarkının ilk canlı performansı, Mersin'in önemli kültür ve sanat mekânlarından Marina Dxarmonya Bar'da gerçekleştirildi. Dinleyiciler tarafından büyük ilgi gören eser, güçlü sözleri ve etkileyici yorumu ile uzun süre alkışlandı.

https://www.youtube.com/watch?v=SDOh7WOlPwg

Sanat ve Edebiyatın Güçlü Buluşması

Nazım Hikmet'in insanlık, özgürlük ve kardeşlik ideallerini yansıtan unutulmaz dizeleri, Boğaç Yüzgül'ün bestesiyle yeni bir sanatsal boyut kazandı. Şiirin ruhuna sadık kalınarak hazırlanan çalışma, hem edebiyat hem de müzik dünyasında dikkat çekici bir proje olarak değerlendiriliyor.

Yakın zamanda BYMP etiketiyle yayımlanması planlanan eser, Nazım Hikmet'in ölümsüz mirasını yeni nesillere ulaştırmayı hedefliyor.

Özgürlüğün ve Kardeşliğin Çağrısı, Davet

Nazım Hikmet'in yıllara meydan okuyan dizeleri bugün de aynı heyecanla yankılanıyor:

"Dörtnala gelip Uzak Asya'dan Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket, bizim.

Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak ve ipek bir halıya benzeyen toprak, bu cehennem, bu cennet bizim.

Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın, yok edin insanın insana kulluğunu, bu davet bizim.

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine, bu hasret bizim..."

Bu ölümsüz çağrı, şimdi Boğaç ve Sinem Yüzgül'ün yorumuyla yeniden hayat buluyor ve dinleyicileri özgürlük, dayanışma ve insanlık ortak paydasında buluşturuyor.

yilmazparlar@yahoo.com

Nazım Hikmet's "Invitation" Poem Comes to Life

Nazım Hikmet, the Universal Poet of the Turkish Language, Reborn Through Music in Mersin

Nazım Hikmet: A Giant of World Literature

The universal voice of Turkish poetry and one of the pioneers of modern literature, Nazım Hikmet Ran is widely regarded as one of the greatest poets not only of Türkiye but of world literature. His works have been translated into dozens of languages, and his poems continue to be read across the globe.

Celebrated as one of the most powerful, elegant, and influential masters of the Turkish language, Nazım Hikmet's verses continue to inspire humanity, freedom, brotherhood, and hope decades after they were written.

A Tribute to Nazım Hikmet by Multifaceted Artist Boğaç Yüzgül

Boğaç Yüzgül, a close relative of Nazım Hikmet and one of the distinguished voices of contemporary Turkish poetry, has now stepped into the spotlight not only as a poet but also as a composer and performer.

Known for his successful career in journalism and respected throughout Türkiye's cultural and artistic circles, Yüzgül stands out with a versatile artistic vision spanning poetry, music, literature, and the performing arts.

Having received formal opera training, he possesses the rare ability to interpret a wide range of musical genres, from classical and folk music to rock, jazz, and pop. His work successfully bridges different artistic disciplines, earning admiration from audiences and critics alike.

Often described by art circles as "one of the strongest artists capable of transforming poetry into music," Boğaç Yüzgül has now created a meaningful project by composing Nazım Hikmet's immortal poem "Invitation" ("Davet").

"Invitation" Performed as a Song for the First Time in Mersin

The lyrics of "Invitation" belong to Nazım Hikmet, while the music was composed by Boğaç Yüzgül. The musical arrangement was created by his wife, Sinem Elgün Yüzgül.

The piece was performed by the Sinem & Boğaç Yüzgül duo, with its premiere taking place at Marina Dxarmonya Bar, one of Mersin's notable cultural and artistic venues. The audience responded with great enthusiasm, applauding the work for its powerful lyrics and compelling interpretation.

A Powerful Meeting of Literature and Music

Nazım Hikmet's unforgettable lines reflecting ideals of humanity, freedom, and brotherhood have gained a new artistic dimension through Boğaç Yüzgül's composition.

Remaining faithful to the spirit of the original poem, the project has already attracted attention as a remarkable collaboration between literature and music.

Scheduled for release soon under the BYMP label, the work aims to introduce Nazım Hikmet's timeless legacy to new generations.

The Call of Freedom and Brotherhood, Invitation

Nazım Hikmet's enduring words continue to resonate with the same passion today:

"Stretching from distant Asia to the Mediterranean like the head of a mare at full gallop, this country is ours.

With bleeding wrists, clenched teeth, bare feet, and soil resembling a silk carpet, this hell, this paradise is ours.

Let the doors of oppression be closed forever; abolish man's servitude to man—this invitation is ours.

To live like a tree, free and solitary, and like a forest in brotherhood—this longing is ours."

Today, this immortal call finds new life through the interpretation of Boğaç and Sinem Yüzgül, bringing listeners together around the universal values of freedom, solidarity, and humanity.


yilmazparlar@yahoo.com

16 Mayıs 2026 Cumartesi

Türk Siyasetinde Yeni Dönem-Yılmaz Parlar

  Türk Siyasetinde Yeni Dönem

“Ümit Özdağ Fenomeni” Neden Doğru Okunmalı?

Mehmet Öğütçü’nün son yazısı olan “Türk Siyaset Dünyasında “Ümit Özdağ Fenomeni”ni Doğru Okuyabiliyor muyuz?” aslında yalnızca bir siyasetçi analizi değil; Türkiye’nin değişen sosyolojisini, güvenlik refleksini ve yeni siyasal arayışlarını okuma açısından dikkat çekici bir çerçeve sunuyor.

Uzun süredir Türkiye’de birçok kesim, siyaseti hâlâ eski ezberlerle okumaya çalışıyor. Sağ-sol, laik-antilaik, merkez-çevre, eski kutuplaşma başlıkları…Oysa dünya artık bambaşka bir döneme girdi.

Bugün toplumlar yalnızca ekonomi konuşmuyor. Sınır güvenliği, kimlik, aidiyet, demografik yapı, göç baskısı, jeopolitik kırılganlık, devlet kapasitesi, dijital çağın yarattığı kültürel çözülme gibi başlıklar da artık siyasetin merkezine oturuyor.

Amerika’dan Avrupa’ya kadar yükselen yeni siyasal reflekslerin temelinde de bu gerçek yatıyor.

Türkiye ise coğrafi konumu nedeniyle bu dönüşümü en sert yaşayan ülkelerden biri.

İşte bu nedenle Ümit Özdağ ve Zafer Partisi’ni yalnızca günlük siyasi polemikler üzerinden okumak büyük hata olur.

Çünkü burada ortaya çıkan şey yalnızca bir parti değil;
Türkiye’de büyüyen güvenlik refleksi, devlet kapasitesi arayışı, kontrolsüz göç kaygısı, milli egemenlik hassasiyeti ve toplumsal aidiyet arzusudur.

Mehmet Öğütçü’nün yazısındaki en önemli noktalardan biri de budur.

Yazı, Ümit Özdağ’ı klasik “marjinal siyasetçi” kategorisinin dışına taşıyarak; jeopolitik okuma yapan, devlet refleksi güçlü, stratejik perspektif üreten, gelecekte Türkiye siyasetinde belirleyici etkiler oluşturabilecek bir figür olarak ele alıyor. Bu önemli bir kırılmadır.

Çünkü Türkiye’de uzun yıllar boyunca güvenlik kaygıları dile getirildiğinde bu çoğu zaman sadece slogan düzeyinde tartışıldı.

Ancak bugün dünya gerçekleri değişiyor. Avrupa’nın bile artık düzensiz göç, sınır güvenliği, demografik baskı, ulusal aidiyet, kültürel bütünlük başlıklarını yüksek sesle tartıştığı bir dönemde, Türkiye’de bu meseleleri yıllar öncesinden gündeme taşıyan isimlerin yeniden değerlendirilmesi gerekiyor.

Burada önemli olan nokta şudur

Bir siyasetçiyi sevmek ya da sevmemek başka şeydir.
Toplumda neden karşılık bulduğunu doğru analiz etmek başka şey.

Bugün özellikle genç kuşaklarda, devlet refleksi güçlü, Atatürkçü, seküler, ama aynı zamanda güvenlik hassasiyeti yüksek yeni bir sosyolojik damar oluşuyor.

Bu damar kendisini yalnızca klasik sağ-sol ekseninde tanımlamıyor. Daha çok: “Devlet ayakta kalmalı, Türkiye kontrolünü kaybetmemeli, sınırlar korunmalı, ülke demografik baskı altında ezilmemeli” duygusuyla hareket ediyor.

Ümit Özdağ’ın yükselişini hazırlayan temel zemin de budur.

Elbette modern siyasette yalnızca güvenlik dili yetmez. Ekonomi, üretim, teknoloji, yapay zekâ, eğitim, kurumsallaşma, dış politika dengesi, gençlik vizyonu gibi alanlarda da güçlü projeler gerekir.

Zaten Mehmet Öğütçü’nün dikkat çektiği önemli başlıklardan biri de budur.

Çünkü Türkiye artık yalnızca slogan değil; devlet yönetme kapasitesi görmek istiyor.

Ancak şu gerçek de inkâr edilemez:

Türkiye’de yeni dönem siyasetinde, Ümit Özdağ ve Zafer Partisi artık görmezden gelinebilecek bir alanın dışına çıkmıştır.

Bugün mesele yalnızca bir partinin oy oranı değil; Türkiye’de oluşan yeni devlet refleksinin hangi siyasal merkezde şekilleneceğidir.

Bu nedenle Mehmet Öğütçü’nün yazısı kıymetlidir.

Çünkü peşin hüküm üretmeden, etiket siyasetinden uzak durarak, Türkiye’de oluşan yeni toplumsal ve siyasal zemini anlamaya çalışan stratejik bir perspektif ortaya koymaktadır.

Türkiye’nin bugün en fazla ihtiyaç duyduğu şey de tam olarak budur: Bağıran değil analiz eden, etiketleyen değil anlamaya çalışan, kutuplaştıran değil devlet aklıyla düşünen bir yaklaşım.

yilmazparlar@yahoo.com

A New Era in Turkish Politics
Why the “Ümit Özdağ Phenomenon” Must Be Read Correctly

Mehmet Öğütçü’s recent article, “Can We Properly Understand the ‘Ümit Özdağ Phenomenon’ in Turkish Politics?”, is not merely a political profile analysis; it also offers a remarkable framework for understanding Turkey’s changing sociology, security reflexes, and emerging political searches.

For a long time, many circles in Türkiye have continued trying to interpret politics through outdated formulas: right vs. left, secular vs. anti-secular,
center vs. periphery, and old polarization narratives.

However, the world has entered a completely different era.

Today, societies are no longer discussing only the economy.
Border security, identity, belonging, demographic transformation, migration pressure, geopolitical fragility, state capacity, and the cultural erosion created by the digital age are now at the center of politics.

This reality lies behind the rise of new political reflexes from the United States to Europe.

And Türkiye, because of its geographical position, is one of the countries experiencing this transformation most intensely.

That is precisely why it would be a major mistake to evaluate Ümit Özdağ and the Zafer Party merely through daily political polemics.

Because what is emerging here is not simply a political party;
it is the rise of a growing security reflex in Türkiye, a search for stronger state capacity, concerns over uncontrolled migration, sensitivity toward national sovereignty, and a desire for social belonging.

One of the most important aspects of Mehmet Öğütçü’s article is exactly this point.

The article moves Ümit Özdağ beyond the category of a “marginal politician” and presents him as a figure capable of geopolitical analysis, possessing strong state reflexes, producing strategic perspectives, and potentially shaping the future direction of Turkish politics.

This represents a significant turning point.

For years in Türkiye, security concerns were often discussed only at the slogan level.

But global realities are changing.

At a time when even Europe openly debates irregular migration, border security, demographic pressure, national identity, and cultural cohesion, figures who raised these issues years earlier in Türkiye deserve to be reassessed.

The essential point is this:

Liking or disliking a politician is one thing.
Correctly understanding why that politician resonates with society is another.

Today, especially among younger generations, a new sociological current is emerging: state-conscious, Atatürkist, secular,
yet simultaneously highly sensitive to security concerns.

This current does not define itself solely through the traditional right-left spectrum.

Rather, it is driven by the belief that: “The state must remain strong,
Türkiye must not lose control, borders must be protected,
and the country must not collapse under demographic pressure.”

This is the very foundation behind Ümit Özdağ’s political rise.

Of course, in modern politics, security discourse alone is not enough.

Strong visions are also required in: economy, production, technology,
artificial intelligence, education, institutionalization, foreign policy balance, and youth-oriented policies.

Indeed, this is another critical point highlighted by Mehmet Öğütçü.

Because Türkiye no longer wants slogans alone;
it wants to see state-management capacity.

Yet one reality can no longer be denied:

In the new era of Turkish politics, Ümit Özdağ and the Zafer Party have moved beyond a position that can simply be ignored.

The issue today is not merely a party’s vote percentage;
it is about which political center will shape the new state reflex emerging in Türkiye.

That is why Mehmet Öğütçü’s article is valuable.

Because without prejudice and away from the politics of labeling, it attempts to understand the new social and political ground forming in Türkiye through a strategic perspective.

And this is exactly what Türkiye needs most today:
not voices that shout, but minds that analyze; not those who label, but those who seek to understand; not those who polarize, but those who think with the wisdom of the state.

yilmazparlar@yahoo.com

8 Nisan 2026 Çarşamba

EKAV-Tres Specula -Üç Yansıma Sergi-Yılmaz Parlar

 Ekav’da Işık, Form Ve Ruhun Büyüleyici Buluşması

Sanatın Zirvesi

İnci Galerinin İnci Sanatçıları; Üç Yansıma, Tek Ruh

Sanat…
İnsanın kendini en derin, en saf ve en zamansız ifade edebildiği alan. Bir toplumun hafızası, ruhu ve geleceğe bıraktığı en güçlü izdir.

Sanatın olduğu yerde estetik vardır, düşünce vardır, zarafet vardır. Ve bazı anlar vardır ki; sanat sadece sergilenmez, adeta yaşanır… İşte o anlardan biri, İstanbul’un kalbinde gerçekleşti.



Ritz-Carlton’da Sanatın En Zarif Gecesi

İstanbul’un en prestijli noktalarından The Ritz-Carlton Hotel bünyesinde yer alan Ekavart Gallery, 7 Nisan – 7 Mayıs 2026 tarihleri arasında sanat dünyasına damga vuracak bir sergiye ev sahipliği yapıyor: “Tres Specula / Üç Yansıma”.

Açılış gecesi ise adeta bir elitler buluşmasıydı. Sanat, iş ve cemiyet hayatının seçkin isimleri; zarafet, stil ve kültürün kusursuz uyum içinde buluştuğu bu özel davette bir araya geldi.

Her detayın incelikle düşünüldüğü gece, yalnızca bir sergi açılışı değil; aynı zamanda yüksek estetiğin sahne aldığı bir sanat şöleni olarak hafızalara kazındı.



EKAV’ın Vizyonu, İnci Aksoy’un Sanata İmzası

Bu büyüleyici atmosferin arkasında ise güçlü bir vizyon var. EKAV Eğitim Kültür ve Araştırma Vakfı çatısı altında faaliyet gösteren Ekavart Gallery, yalnızca bir sergi alanı değil; sanatın nefes aldığı bir kültür platformu.

Galerinin kurucusu ve sanat vizyonunun mimarı İnci Aksoy ise sanat dünyasında fark yaratan bir isim.
Aksoy’un yaklaşımı, klasik galericilik anlayışının ötesinde:

Sanatı yalnızca sergilemiyor, yaşatan bir deneyime dönüştürüyor

Sanatçı ile izleyici arasında duygusal ve düşünsel bir köprü kuruyor

Genç sanatçıları destekleyerek geleceğe estetik bir miras inşa ediyor

Onun dokunuşuyla Ekavart Gallery, adeta İstanbul’un kültür haritasında ışıltılı bir sanat mabedi haline geliyor.



Üç Sanatçı, Üç Güçlü Yansıma

“Tres Specula / Üç Yansıma” sergisi, farklı disiplinlerde üretim yapan üç önemli sanatçıyı ortak bir düşünsel zeminde buluşturuyor;

Çiçek Benardete , Pembe Tüzüner, Tina Varon

Latince “üç ayna” anlamına gelen sergi, sanatın yansıtma gücünü merkezine alıyor. Her sanatçı, kendi malzemesi ve diliyle gerçekliği yeniden kurarken; izleyiciye yalnızca görsel değil, duygusal ve düşünsel bir derinlik sunuyor.

Zaman, Doğa ve Dönüşümün Sanatsal Yorumu



Çiçek Benardete, izleyiciyi 60’lar ve 70’lerin büyülü sosyal atmosferine götürüyor. Gece hayatı, dans, sosyalleşme… Her tuval, geçmişin yaşayan bir sahnesi gibi.



Pembe Tüzüner, metalin sertliğini doğanın akışkanlığıyla buluşturuyor. Kuşlar, çiçekler ve soyut formlar; özgürlük ve dönüşümün simgesi haline geliyor.



Tina Varon ise kırılganlık ile güç arasındaki ince çizgide yürüyerek; cam, metal ve form üzerinden varoluşun estetik gerilimini gözler önüne seriyor.



Sanatın Üç Boyutlu Deneyimi

Bu sergi, yalnızca izlenen değil; hissedilen, düşünülen ve içselleştirilen bir deneyim sunuyor.
Form, ışık ve yüzey arasındaki ilişki; mekânla bütünleşerek ziyaretçiyi çok katmanlı bir sanat yolculuğuna çıkarıyor.



Bir Sergiden Fazlası

Tres Specula / Üç Yansıma”, İstanbul’un sanat sahnesinde sadece bir sergi değil;
estetik, vizyon ve kültürün kusursuz birleşimi olarak öne çıkıyor.

Ekavart Gallery ve İnci Aksoy’un öncülüğünde hayat bulan bu özel proje, sanatın birleştirici gücünü bir kez daha gözler önüne sererken; izleyicilere unutulmaz bir deneyim vadediyor.

yilmazparlar@yahoo.com

The Mesmerizing Encounter of Light, Form and Soul at Ekav

The Pinnacle of Art

The Pearl Artists of a Pearl Gallery; Three Reflections, One Soul

Art…
The purest, deepest, and most timeless way for humanity to express itself. It is the memory of a society, its soul, and the most powerful mark it leaves for the future.
Where there is art, there is aesthetics, there is thought, there is elegance. And there are moments when art is not merely exhibited—it is truly lived… One of those moments took place in the heart of Istanbul.

The Most Elegant Night of Art at The Ritz-Carlton

Located within one of Istanbul’s most prestigious landmarks, The Ritz-Carlton Hotel, Ekavart Gallery is hosting an exhibition set to leave a lasting mark on the art world between April 7 – May 7, 2026: “Tres Specula / Three Reflections.”

The opening night was nothing short of an elite gathering. Distinguished figures from the worlds of art, business, and high society came together at this exclusive event where elegance, style, and culture met in perfect harmony.

With every detail meticulously curated, the evening was not just an exhibition opening; it became a refined celebration of high aesthetics—an unforgettable artistic spectacle.

EKAV’s Vision, İnci Aksoy’s Signature on Art

Behind this enchanting atmosphere lies a powerful vision. Operating under the umbrella of EKAV Education, Culture and Research Foundation, Ekavart Gallery is not merely an exhibition space—it is a living cultural platform where art breathes.

The gallery’s founder and the architect of its artistic vision, İnci Aksoy, stands out as a remarkable figure in the art world.

Her approach transcends traditional gallery concepts:

She transforms art from something displayed into something experienced

She builds a deep emotional and intellectual bridge between artist and audience

She supports emerging talents, creating an aesthetic legacy for the future

With her touch, Ekavart Gallery becomes a radiant sanctuary of art on Istanbul’s cultural map.

Three Artists, Three Powerful Reflections

The exhibition “Tres Specula / Three Reflections” brings together three distinguished artists from different disciplines on a shared conceptual ground:

Çiçek Benardete, Pembe Tüzüner, Tina Varon

Meaning “three mirrors” in Latin, the exhibition centers on the reflective power of art. Each artist reconstructs reality through their own material and language, offering not only visual richness but also emotional and intellectual depth.

An Artistic Interpretation of Time, Nature and Transformation

Çiçek Benardete invites viewers into the enchanting social atmosphere of the 1960s and 1970s. Nightlife, dance, and social scenes—each canvas feels like a living fragment of the past.

Pembe Tüzüner merges the rigidity of metal with the fluidity of nature. Birds, flowers, and abstract forms emerge as symbols of freedom and transformation.

Tina Varon walks the delicate line between fragility and strength, revealing the aesthetic tension of existence through glass, metal, and form.

A Three-Dimensional Experience of Art

This exhibition offers more than something to observe—it is something to feel, contemplate, and internalize.

The relationship between form, light, and surface integrates with space, guiding visitors through a multi-layered artistic journey.

More Than an Exhibition

Tres Specula / Three Reflections” is not just an exhibition in Istanbul’s art scene;
it stands out as a flawless fusion of aesthetics, vision, and culture.

Brought to life under the leadership of Ekavart Gallery and İnci Aksoy, this exceptional project once again highlights the unifying power of art, promising visitors an unforgettable experience.

yilmazparlar@yahoo.com

BTM, 10 Yılda Dev Bir Ekosisteme Dönüştü-Yılmaz Parlar

 

BTM, 10 Yılda Dev Bir Ekosisteme Dönüştü

2 Milyar Doları Aştı

İstanbul Ticaret Odası tarafından kurulan Bilgiyi Ticarileştirme Merkezi (BTM), 10 yıllık yolculuğunda Türkiye girişimcilik ekosisteminin en güçlü aktörlerinden biri haline geldi.



Fulya’daki yerleşkede düzenlenen basın toplantısında konuşan BTM Genel Müdürü Dr. Önder Kul, “10 yıl önce bir fikirdik, bugün 2 milyar doları aşan bir ekosistemiz” diyerek dikkat çeken bir tablo ortaya koydu.



12 Bin Girişimci, 2 Milyar Dolarlık Güç

BTM’nin ulaştığı rakamlar Türkiye girişimcilik tarihinde önemli bir eşiğe işaret ediyor.

12.500+ girişimciye doğrudan destek, 2 milyar doların üzerinde portföy büyüklüğü, 410 milyon doların üzerinde yatırım değerlemesi

Kul’un vurguladığı gibi, açıklanmayan yatırımlar da hesaba katıldığında bu rakamların çok daha yüksek olduğu ifade ediliyor.



 “Fikirden Şirkete”, Klasik Kuluçka Modelinin Ötesi

BTM artık sadece bir kuluçka merkezi değil.
Girişimcilere,Yatırımcı erişimi, Mentorluk, Uluslararası bağlantılar, Pazara açılma fırsatları sunarak fikirleri doğrudan ticari değere dönüştüren bir yapı haline geldi.

Küresel Açılım

Londra, Dubai ve Şimdi Balkanlar

BTM’nin büyümesi sadece Türkiye ile sınırlı değil.

Battersea Power Station (Londra), Dubai World Trade Centre (Dubai), Saraybosna (yeni ofis)

Bu merkezler sayesinde BTM, girişimcileri doğrudan küresel pazarlara taşıyor. Özellikle Balkanlar üzerinden Avrupa’ya açılan yeni hat dikkat çekiyor.

Türkiye’nin Girişimcilik Üssü İddiası

Dr. Önder Kul’un konuşmasında öne çıkan en kritik mesajlardan biri şu oldu,
“Türkiye’de girişimcilik merkezi diyebileceğimiz bir yapı varsa, o da BTM’dir.”

BTM’nin; teknoparklar, kamu destekleri ve özel sektör arasında köprü kuran benzersiz bir model sunduğu vurgulandı.



Yatırımcıyı Girişimciyle Kapalı Kapılar Ardında Buluşturuyor

BTM’nin fark yaratan modellerinden biri de, İki haftada bir düzenlenen yatırımcı buluşmaları, Kapalı ve sonuç odaklı görüşmeler. Bu sistem sayesinde girişimler doğrudan yatırım alma şansı yakalıyor.

2026 Hedefi, 30+ Uluslararası Fuar

BTM, 2026 yılında girişimcileri dünya sahnesine taşımaya hazırlanıyor. 30’dan fazla ulusal ve uluslararası fuar katılımı planlanıyor.

Amaç,
Görünürlük değil, doğrudan pazara erişim.

Yapay Zekâ ve Dijital Dönüşüm Vurgusu

Kul’un konuşmasında en çarpıcı uyarılardan biri,

Yapay zekâ dönüşümünü gerçekleştiremeyen şirketler değer kaybedecek.

BTM bu kapsamda, Yapay zekâ dönüşüm programları , Şirketlere özel eğitimler, Olgunluk analizleri ile firmaları geleceğe hazırlıyor.



Girişimcilik Lise ve Üniversiteye İniyor

BTM’nin yeni nesil stratejileri, 24 üniversitede 34 kampüs elçisi, 14–19 yaş arası gençlere özel programlar.

Amaç, girişimciyi mezun olduktan sonra değil, daha eğitim sürecindeyken yakalamak.

Dünya Çapında Başarı

BTM, uluslararası değerlendirmelerde, Dünyanın en iyi 3. kuluçka merkezi arasında yer alıyor. Bu başarı, Türkiye girişimcilik ekosisteminin küresel rekabette geldiği noktayı gösteriyor.

yilmazparlar@yahoo.com

 

BTM Becomes a $2 Billion Startup Ecosystem in 10 Years

The Bilgiyi Ticarileştirme Merkezi (BTM), established by the İstanbul Ticaret Odası, has evolved into one of Türkiye’s most powerful entrepreneurship hubs.

Speaking at the press conference, General Manager Dr. Önder Kul stated,
“We were just an idea 10 years ago; today we are an ecosystem exceeding $2 billion.”

Strong Numbers Behind the Growth

Over 12,500 entrepreneurs supported, Portfolio exceeding $2 billion, More than $410 million in investments

From Local to Global Player

BTM is now active globally with offices and presence in,

Battersea Power Station (London), Dubai World Trade Centre (Dubai), Sarajevo (Balkans expansion)

Focus on AI and Digital Transformation

BTM emphasizes that companies failing to adapt to AI transformation risk losing value.
New programs focus on, AI integration, Digital transformation, Corporate innovation

Vision for 2026

BTM plans to take startups to global markets through,
Participation in 30+ international fairs

Global Recognition

BTM is ranked among the top 3 incubation centers in the world, reinforcing its global impact.

yilmazparlar@yahoo.com

26 Mart 2026 Perşembe

İTO-- Dijitalleşme ve Yapay Zeka-Yılmaz Parlar

  Dijitalleşme ve Yapay Zeka

Veriden Değer Üretmek

Yapay Zeka Çağı

Geleceği Şekillendiren Stratejik Güç



Yapay zeka artık yalnızca bir teknoloji değil; ekonomilerin, devletlerin ve toplumların kaderini belirleyen stratejik bir güç haline geldi. Üretimden finansa, sağlıktan savunmaya kadar her alanda dönüşüm yaratan bu yeni çağ, veriyi işleyebilen ve anlamlandırabilen ülkeleri öne çıkarırken, geride kalanları ise rekabetin dışına itiyor. 21. yüzyılın en kritik yarışında kazananlar; yapay zekayı sadece kullananlar değil, onu geliştiren ve yönetenler olacak.



İstanbul’da Yapay Zeka Zirvesi: Veriden Değer Üretmenin Yol Haritası

26 Mart 2026 Perşembe günü İstanbul Ticaret Odası ev sahipliğinde düzenlenen “Dijitalleşme ve Yapay Zeka: Veriden Değer Üretmek” etkinliği, iş dünyası, akademi ve teknoloji liderlerini bir araya getirdi. Etkinlikte yapay zekanın ekonomik büyüme, verimlilik ve küresel rekabet üzerindeki etkileri kapsamlı şekilde ele alındı.



Şekib Avdagiç,

 “Yapay Zeka Kullanan Kazanacak”

Açılış konuşmasını yapan Şekib Avdagiç, yapay zekanın dünya ekonomisine trilyonlarca dolarlık katkı sağlayacağını vurgulayarak şunları ifade etti:

Küresel ekonomiye yapay zekanın katkısının 16 trilyon dolara ulaşması bekleniyor

İşletmelerin %88’i en az bir alanda yapay zeka kullanıyor

Yapay zekayı yoğun kullanan sektörlerde çalışan başına gelir 3 kat artabiliyor

Avdagiç, iş dünyasına net bir mesaj verdi:
“Ya yapay zekayla dönüşeceğiz ya da başkaları bizi dönüştürecek.”

Ayrıca Türkiye’de yapay zekanın hızla yaygınlaştığını, ancak yerli üretim ve stratejik kullanımın artırılması gerektiğini vurguladı.



Vizyon Konuşması, Yapay Zeka Bir Araç Değil, Medeniyet Meselesi

Vizyon konuşmasını gerçekleştiren Prof. Dr. İTOAİ, yapay zekanın yalnızca teknolojik değil, aynı zamanda medeniyet inşasının temel unsuru olduğunu ifade etti.

Konuşmada öne çıkan başlıklar:

Yapay zeka, insan zekası ile makine hızını birleştiren kolektif bir güçtür

Veri üretmek değil, veriden anlam ve değer üretmek kritik önemdedir

Yapay zeka, doğru kullanılmazsa kaos, doğru yönetilirse küresel güç yaratır

En çarpıcı mesaj ise şuydu:
“Yapay zeka bir sihirli değnek değil; ona ne verirseniz onu büyütür.”



Türkiye İçin Kritik Uyarı: Ya Üreten Olacağız Ya Tüketen

Konuşmada Türkiye’nin yapay zeka ekosistemine dair önemli veriler paylaşıldı:

Türkiye’de 1000’in üzerinde yapay zeka girişimi bulunuyor

Ancak şirketlerin yalnızca %6’sı yerli yapay zeka çözümleri kullanıyor

Büyük ölçekli firmalarda kullanım oranı artarken KOBİ’lerde halen düşük seviyede

Bu tablo, Türkiye için net bir yol ayrımını ortaya koyuyor:
Yapay zekayı geliştiren bir ülke olmak ya da sadece tüketen bir pazar olarak kalmak.



Uzmanlar Veriyi Konuştu

 Değer Üretmenin Anahtarı

Etkinliğin ilk oturumunda, veri odaklı dönüşüm ele alındı. Oturum başkanlığını Prof. Dr. Gökhan Silahtaroğlu üstlenirken konuşmacılar arasında:

Prof. Dr. Şefik Şuayb Arslan

Dr. Ahmet Kaplan

Erman Taylan

yer aldı. Katılımcılar, verinin doğru işlenmesi halinde şirketler için stratejik bir sermaye haline geldiğini vurguladı.



İkinci Oturum,

Yapay Zeka ile Değer Üretmek

İkinci oturumda ise yapay zekanın doğrudan iş dünyasına etkileri ele alındı. Oturum başkanlığını Prof. Dr. Şeref Sağiroğlu yaparken konuşmacılar:

Prof. Dr. Enes Eryarsoy

Prof. Dr. Gülsen Eryiğit

Doç. Dr. Umut Demirezen

Mehmet Üner

oldu.

Bu oturumda özellikle şu konular öne çıktı:

Yapay zekanın verimliliği %20–40 artırdığı

Yazılım ve operasyon maliyetlerini yarıya kadar düşürdüğü

Rekabette artık belirleyici faktör olduğu



Yapay Zeka Geleceğin Değil, Bugünün Meselesi

Etkinlikte verilen en güçlü mesajlardan biri şuydu:
Yapay zeka artık geleceğin değil, bugünün rekabet alanıdır.

İş dünyası için kritik çağrı ise net:

Veriyi stratejik varlık olarak görmek

Yapay zekayı karar süreçlerine entegre etmek

Yerli teknolojilere yatırım yapmak

Aksi halde, küresel yarışta geri kalmak kaçınılmaz olacak.

yilmazparlar@yahoo.com

Digitalization and Artificial Intelligence

Creating Value from Data.

Artıfıcıal Intellıgence Era

The Strategıc Power Shapıng The Future

Artificial intelligence is no longer just a technology; it has become a strategic force shaping economies, governments, and societies. Countries that can process and transform data into value are gaining a decisive advantage in this new global race.

AI Summit in Istanbul: Turning Data into Value

On March 26, 2026, the Istanbul Chamber of Commerce hosted the event “Digitalization and Artificial Intelligence: Creating Value from Data.”

Şekib Avdagiç,

 “Those Who Use AI Will Win”

Şekib Avdagiç emphasized:

AI could contribute $16 trillion to the global economy

88% of companies already use AI

Productivity and income can increase up to 3x

Vision Speech

 AI as a Civilization Shift

Prof. Dr. İTOAİ highlighted that AI is not just a tool but a civilizational transformation, stating:

“AI is not magic; it amplifies whatever you feed into it.”

Key Warning for Türkiye

Over 1,000 AI startups exist

Only 6% use local AI solutions

Türkiye faces a critical choice:
Become a producer or remain a consumer.

Sessions and Key Insights

Experts such as Prof. Dr. Gökhan Silahtaroğlu and Prof. Dr. Şeref Sağiroğlu led discussions on:

Data-driven transformation

AI-powered productivity

Strategic innovation

AI Is Today’s Reality

AI is no longer the future—it is the present.
Businesses must adapt now or risk falling behind.

yilmazparlar@yahoo.com